SON YAZILAR
AnalogMecmua Sohbetleri: Erkut Taçkın Bölüm 1

AnalogMecmua Sohbetleri: Erkut Taçkın Bölüm 1

AnalogMecmua ekibi, Türk Müzik Tarihi için çok ama çok önemli bir isim olan Erkut Taçkın’la yaptığı keyifli sohbeti sizlerle paylaşmaktan büyük bir mutluluk duyuyor.

1960′lı yıllardan başlayarak 1980′lere kadar müziğimizde pek çok ilke imza atan, Rock&Roll’u Türkiye’de ana akım haline getiren, gerek müziğinde gerekse özel yaşamında kendisinden başka kimseye benzemeyen Erkut Taçkın ile  analog müzik, sinema, özel hayat ve Türkiye’de Rock&Roll’un tarihi gibi pek çok konuda söyleştik. Erkut Taçkın -bizim deyimimizle Erkut Baba- ile yaptığımız son derece keyifli sohbetin Müzik Tarihimiz açısından önemli bir yere sahip olduğunu düşündüğümüzden hiçbir parçasını çıkarmamaya ve bu özel sohbeti 3 bölüm halinde yayınlamaya karar verdik.

Bizi kırmayıp söyleşi teklifimizi kabul eden, konuksever ve mütevazi tavrıyla bizi utandıran, tanıdıktan sonra çok ama çok daha sevdiğimiz Erkut Baba’ya sonsuz teşekkürler… Erkut Baba seni çok seviyoruz..

Sözü fazla uzatmadan sizi bu güzel sohbetle başbaşa bırakıyoruz..

AnalogMecmua Sohbetleri: Erkut Taçkın from AnalogMecmua on Vimeo.

 

Müzik Hayatı

Gökçer:  Erkut Baba sizi 1977’de müziği bırakacağım diyormuşsunuz..

Erkut Baba: Müzik bırakılmaz çocuklar bunlar yanlış şeyler.

Gökçer: Endüstriyel anlamda diyelim mi?

Erkut Baba: Hayır, sahne bırakılır müzik bırakılmaz. Sahneyi bırakabilirsin, keyfine göre. Şimdi Teoman ‘Ben müziği bıraktım’ yanlış! Bırakamazsın oğlum, yani girmiş senin içine o virüs anlatabiliyor muyum? Müziği bırakamazsın ki, sahne bırakılır tabii, niye bırakılmasın.

Ben bir ara sahneyi bırakmak düşüncesindeydim, sonradan döndüm gene yani.

 

 

Gökçer: Peki 77-78’lerde, o dönem niye müziği bıraktınız?

Erkut Baba: Şey yapamadım sana söyleyeyim

Gökçer: Bu, piyasa koşullarından mı?

Erkut baba: Piyasa koşulları ile uğraşamadım yani, Türkçe şarkı söylemiyordum ki ben, anlatabiliyor muyum.

Buğra: Arabesk falan tabi o dönem.

Erkut Baba: Ya ucuz ucuz, şimdi isimlerden bahsetmeyelim istiyorsanız, ucuz ucuz söz yazarlarının bir takım şeyleri, niye söyleyeyim ulan ben! Anlatabiliyor muyum.

Benim LP’deki söz yazarları Sevgi Sanlı’dır, Mehmet Teoman’dır, yani böyle adamlardır, böyle insanlardır anlatabiliyor muyum, yani…

Yani o çarkın içine girmek istemedim.

Gökçer: O dönemki piyasa koşullarından dolayı uzaklaştınız. Peki bugünkü piyasa koşulları için ne söyleyebilirsiniz? Bir yazınızı okuduk internette, o yazıda ‘Şimdi iyi genç müzisyenler yetişiyor ve bundan dolayı gurur duyuyorum’ demişsiniz.

Erkut Baba: Doğrudur

Gökçer: İsim vermek isterseniz, kimleri beğeniyorsunuz son dönemde?

Erkut Baba: Çocuklar şimdi, isim verirsem şey olur, yanlış olur. Şu bakımdan yanlış olur yani; birini kırarsın öbürünü pohpohlarsın filan. Ama iyi müzisyenler yetişmekte, çoğunun da ismini siz de ben de bilmiyoruz. Bunlar için ne bileyim ben Nardis’e devamlı gidin, vesaire vesaire yani, orada neler görürsünüz, tamam?

Gökçer: Tamam, kodu aldık, değil mi?

Erkut Baba: Dolayısıyla yani, ayıptır. İsim verirsen ötekileri eleyeceksin, anlatabiliyor muyum yani, ayıp.

Gökçer: Albümlerinizde çalıştığınız isimlere baktık; Neşet Ruacan, Onno Tunç, Süheyl Denizci, Yalçın Ateş, Gökçen Kaynatan ve böyle uzayıp giden bir liste var. Bütün bu isimlerle albümlerinizde birlikte çalışmışsınız.

Erkut Baba: Şeyin hepsi, İstanbul Gelişimin..

Gökçer: Atilla Özdemiroğlu, Şanar Yurdatapan hepsiyle çalışmışsınız. Bu kadar önemli isimlerin bir arada çalışması gibi bir örneğe bugün rastlayamıyoruz. Siz bunu nasıl başardınız, nasıl birbirinizin önüne geçmeden, uyum içinde nasıl çalıştınız? Ya da bu bugün neden mümkün değil?

Erkut Baba: Herhalde pozitif enerji vardı aramızda, böyle anlatayım birincisi.

İkincisi; Benim en büyük şansım zaten, çıraklığımı iyi müzisyenlerin yanında geçirmemdi. Ben alaylıyım, hem Deniz Lisesi Harp Okulu, hem Konservatuar, böyle bir şey olamaz. Alaylı olmak ve çıraklığımın iyi müzisyenlerin yanında geçmesi, benim büyük şansımdır yani.

Gökçer: Sizden önce batı müziği yapan isimler var, Faruk Akel, Ümit Aksu vs..  Ama ilk Rock&Roll’u siz yapıyorsunuz.

Erkut Baba: Celal İnce vardı mesela solist olarak.

Gökçer: O tangoları seslendirirdi galiba, değil mi tango söylüyordu.

Erkut Baba: O cazcı daha ziyade, tabii. Tango da var caz da var. Zaten Amerika’da, inşallah yaşıyordur, kaybetmemişizdir.  Şey vardı, İbrahim Solmaz.  Bizden evvelki devreyi sayıyoruz,  Ayten Alpman’ı öyle sayabiliriz. Benden biraz evvelki devredir, bayağı evvelkidir. İlham Gencer, ondan sonra ne bileyim ben başka tangocular, Tanyeliler filan falan, Koyutürk’ler.

Gökçer: Siz bir ara Ayten Alpman’la sahnede ikili de oluşturmuşsunuz galiba. Epeyi araştırdım, pek bir bilgiye ulaşamadım ben.

Erkut Baba: Gala Kulüp diye bir kulüp vardı, orada çıktık, epeyi de uzun bir programdı, yani uzun bir süre devam ettik.

Gökçer: Repertuarda neler vardı, ne tarz söylüyordunuz.

Erkut Baba: Onunla beraber, ne bileyim ben, cazvari parçaları söyledik. Mesela Saints Go Marching In, Ayten’le söylediğimiz parçalardan bir tanesiydi. Ankaraya’da gittik aynı şekilde, orada da program yaptık. Yani işte öyle parçalar, All Of Me’ler mesela, cazın standartlarından diyelim.

Nükhet’le de yaptık öyle bir şeyler, Bolluca Çocuk Köyü yararına.

Gökçer: 1990’da başlamışsınız galiba, Neşet Bey de varmış galiba, birkaç isim daha varmış.

Erkut Baba: Hepsi vardı canım, sağolsunlar çocuklar yani, 5 kuruş para almadan, bu Bolluca Çocuk Köyü için vesaire filan. İmer Demirer vardı mesela orkestrada, Süheyl Abi sağolsun çaldı, içeride onların resimleri vardır, ne bileyim ben hakkaten, Kerem Görsev falan..

Oradaki gördüğünüz ödüllerin ekserisi oradandır, ve devam ettik böyle.

Gökçer: Şimdi Friends Grubuyla da çalıyorsunuz galiba, Bebek Şenliğinde birlikte çalmıştınız. İnternet sitelerinde sizi gördük.

Erkut Baba: 3-5 kere yaptık öyle bir şeyler,Kamil de gelebiliyor gelebildiği zamanlar.

Erkut Taçkın Ve Kalkan

Gökçer: Son plağınızı 78’de yaptınız, bu elimizdeki plak. O günden bugüne ticari anlamda ve özel hayatınızda bu dönemi nasıl değerlendirdiniz. Kalkan’da bir otel işletmeciliğiniz var,turizm var, biraz onu anlatır mısınız?

Erkut baba: Valla ben Kalkan’ı ilk keşfeden adamım desem yeridir. 1978’de inşaata başladım, 79’da açtım.

Buğra: Çok erken dönemler tabii Kalkan için.

Erkut Baba: Ama dört duvar vardı, içini ben yaptım. Tabii dışını da restore etmek gerekti. Önce Kalkan’ın kapalı sineması olarak kullanılmış, büyükçe bir yer. Adı Pasha’s Inn. Pasha; babam paşa olduğu için, Inn de Han demek olduğu için. Paşanın Hanı anlamında, zaten baş köşesinde babamın amiral resmi vardı, apoletleri vardı filan falan.

Burası ahır olarak kullanılmış. Sağolsun Kalkan’a gittiğim zaman bana çok yardım etmiştir, Enver diye bir arkadaşım vardı, sağolsun dediğim Allah rahmet eylesin demek lazım. Sağ kolumdu benim Kalkan’daki.

Ahır olarak kullanıldığı için tabii zeminde 2-3 karış gübre var. Sen kazdır Abi, ben biliyorum ne yapacağımı dedi. Tamam dedik paçaları sıvadık kazdık, ben de çalıştım yani bizzat orada, takır takır baktım bir sürü traktörler geliyor, bu gübreleri taşıyacaklar, tarlalarına götürüp kullanacaklar yani.(gülüşmeler)

Gökçer: O devam etmiyor değil mi şimdi, otel işi?

Erkut Baba: Hayır, Annem malum bir yaşa geldi, benim burada olmam gerekti. Annemin ilaçları, şusu busu vesaire. Dolayısıyla benim buraya gelmem gerekti, oradaki bırakıp buraya geldim.

İlkler ve İlkeler

Gökçer: Erkut Baba internette bir yazınızı okuduk. ’Benim yacağım iş, seçeceğim meslek heyecan verici olmalıdır’ diye başlayan bir yazı. Yazıyı okudum ben, müthiş etkilendim, şunun için etkilendim; O dönemin koşullarında,(şimdiki gibi git istediğin yere kaset yap, CD yap, albüm yap dönemi değil yani) Askeri okulda öğrencilik yaparken, müziğinizden, tarzınızdan, ilkelerinizden ödün vermeden, hem ilkleri yaparak, Rock&Roll’u Türkiye’de ana akım haline getirip, kitleleri peşinizden sürükleyip (konser kayıtlarından dinliyoruz) çığlık çığlığa konserler veiyorsunuz..

Erkut Baba: Toplum buna hazırdı, adam yoktu anlatabiliyor muyum, benim şansım o oldu. Yani toplum Rock&Roll gibi heyecan verici bir şeye hazırdı. Zaten çocuklar, her müzik çıktığında bir aksülamel bir tepki vardır bu müziğe, yani karşı tepki öyle diyeyim.

Charleston’dan başlayalım; o hanımların giyinişi ve Charleston’daki hareketleri vesaire biraz seksi geldi, bir kere tukaka yapıldı o. Arkadan tango, arkadan demeyelim tango daha başta charleston sonra, o seksidir yani.Dolayısıyla o inkar edildi.Rock&Roll öyle, kızlar jiponunu gösteriyor, kaldırıyorsun atıyorsun filan falan. O tepki gördü, her yeni müzik tepki  görmüştür ama bunlar içinden yerleşenler vardır.

Charleston artık Dixie ile karıştırıldı vesaire, o Dixie’den etkilendi diyelim. Fakat tango bildiğimiz tango, hatta ne yapılıyorsa şimdi artık daha da geliştirilmişi yapılıyor. Rock&Roll da böyle bir şey, yerini almıştır.

Nedense bir sürü insan Anadolu Rock’tır –nedense biz isim takmaya çok meraklıyızdır- falan diyor. Oğlum şimdi Sibirya Rock var mı, niye Anadolu Rock olsun. Ben bunu her yerde söylüyorum ama çok inandığım bir şeyi söylediğim için.

Ondan sonra efendim Hard-rock, ulan Hard-Rock mı var, Rock&Roll var, o neymiş yani. Sen daha fazla çılgınlık yapıyorsan filan falan öyle midir bu değildir. Rock&Roll abi, bunların hepsinin ismi.

Şu Rock&Roll Meselesi

Gökçer: Bu ifadelerinizi çok yerde okuduk, bununla çelişmemekle birlikte, siz de LP’nizdeki ‘Daha Dün Gibi’ Rock&Roll tarzında, ‘Çaren Yok’ Soul müzik tarzına yakın, ‘Gitmek Düştü Bana’ Anadolu Blues, ‘Sen’ biraz daha caz esintili, ‘Beyaz Ev’ tam bir balad..

Erkut Baba: ‘Sen’ bir kere o zaten şeydir, o da Rock&Roll.

Gökçer:  Siz bunların hepsini Rock&Roll’un devamı olarak, bir parçası olarak gördünüz.

Erkut Baba: Hayır, o değilki. Biz Rock&Roll deyince böyle 2’leri 4’leri dum-tak dum-tak’lı bir şeyler bekliyoruz, değil abi. Mesela Platters, Rock&Roll söyler, ‘Only You’lar vesaire Rock&Roll’dur bunlar. Yani niye hep böyle coşturucu bir şeyler yani, daha doğrusu hızlı bir ritm arıyoruz, aramamak lazım.

Gökçer: Bir yerde de o zaman, Rock&Roll’u sıkıştığı o dar çerçeveden çıkarıp, ona daha geniş bir repertuar kazandırıyorsunuz, ben bunu böyle yorumluyorum, doğru mu?

Erkut Baba: Tabii doğrusun, doğrusun yani. Rock&Roll sıkışık bir şey değildir ki yani, Rock&Roll özgürlük demektir kardeşim. Bu mudur yani(gülüşmeler)

Analog Müzik

Gökçer: Yakın dönemde analog müziğe, daha ziyade eski plak kayıtlarına bir ilgi var, herkes plak satın alıyor, herkes eski plakları-pikapları satın alıyor. Aşağı yukarı 10-15 yıldır böyle bir akım var, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Erkut Baba: E çünkü çok doğrular yapılmış o zaman, doğru şeyler yapılmış, insanlar o kayıtları otantik olarak elde etmeyi çok istiyor. Anlatabiliyor muyum, otantik olarak, CD’ye çekilmişlerini istemiyor. Oradaki bir çıtırtı da tatmin ediyor adamı. Zaten en güzel müzik bizim bildiğimiz pikaptan dinlenir. Cd’ler falan , onlar da dinlenir ama pikap yani esastır.

Gökçer: Siz pikaptan müzik dinliyor musunuz?

Erkut Baba: Aşağıda var bir pikabım dinliyorum ama yalan söylemeyeyim çok da sık değil. Onun için özel bir zaman gerekiyor vesaire. Bunlar(CD’ler) takıyorsun atıyorsun gidiyor, MP3’ler vesaire. Arabada zaten CD çalıyoruz falan.

Erkut Taçkın’ın Favori Plakları

Gökçer: Plaklardan favorileriniz var mı desem yine isim vermeye mi girer? Var mı favori plaklarınız, başucu plaklarınız?

Erkut Baba: Ben mesela; Carmen Mcrea’i çok beğenirim, efendim Ella Fitzgerald’ı tabii ki, Ray Charles’ı tabii ki. Çok var benim favorilerim, eskiden böyle bir taneye saplanıp kalırdık ama şimdi öyle değil.

Ben Rock&Roll’cuydum, yıllar geçtikten sonra R&B’ci oldum. Zaten bunlar birbirinin içindedir. Sen demin soruyordun ya, o öyle bu böyle işte, R&B yani benim tarzım.

Gökçer: Funk yaptığınız bile söyleniyor, Funk’a bile yakın olduğu söyleniyor tarzınızın..

Erkut Baba: Pek zannetmiyorum, itibar etmiyorum yani. R&B benim tarzım başka bir şey düşünmüyorum.

Beyaz Ev’in Hikayesi


Erkut Taçkın – Beyaz Ev ile devilrock55

Gökçer: Biz ‘Beyaz Ev’i konuşmak istemiyoruz, bir mahsuru var mı? Yeterince konuşulduğunu fark ettik.

Erkut Baba: Yeter Abi(gülüşmeler). Zaten her yerde de söylüyorum bir daha tekraren söyleyeyim; ‘Beyaz Ev’in ben seçicisiyim, yani o müziğin seçicisiyim, uygulayıcısıyım, icra eden adamım. ‘Beyaz Ev’in sözlerini yazan Sevgi Sanlı, ona teşekkür etmek lazım yani. Sevgi Sanlı Türk Tiyatrosunun en iyi dramaturglarından biridir.

Gökçer: Ama sizin yorumunuzu da –kendi kişisel fikrimizi söyleyelim- Sacha Distel’den çok daha fazla beğendik.

Erkut Baba: Ben yorumcusuyum doğru, Fidenco diye İtalyan bir adamın şarkısı. Ne biliyor musun bu, o sözleri yani adamın İtalyanca söylediği sözleri alıp çevirirsen, bu bir randevu evi. Casa D’Irene yani İrene’in evi. Oraya gidince ben dertlerimden kurtularım, içerim sıçarım falan işte, budur(gülüşmeler) Aynı zamanda Fidenco şeydir, aktördür de.

Gökçer: Bu arada ‘Beyaz Ev’i konuşmaktan biz de kaçamadık.(gülüşmeler) Neyse iyi oldu, aynı şeyleri konuşmadık, her yerde aynı bilgiler var çünkü.

Erkut Baba: Casa D’Irene dediğim gibi parayla satın aldığın hanımların bulunduğu evdir. Casa yani ev.

 

Sohbetimizin 2. bölümü yakında sizlerle olacak…
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Scroll To Top