SON YAZILAR
AnalogMecmua Sohbetleri: Vahram Gesar

AnalogMecmua Sohbetleri: Vahram Gesar

AnalogMecmua’nın şekillenmesinde büyük katkısı olan bizlerin hayatında çok önemli bir yere sahip Vahram Gesar röportajını kendisini kasım 2012′de kaybetmeden 2 ay önce gerçekleştirmemize karşın ses kaydını yazıya dökmek için her dinlemeye başladığımızda içimiz burkuldu. Bazı insanlar vardır vefat ettiklerinde yerlerinde doldurulamayacak bir boşluk bırakırlar. Vahram bey de böyle birisiydi.

Vahram Gesar, Bebek’in Vahram abisi… Vefat ettiği gece akşam 8 sularında konuşmuş ertesi gün buluşmak üzere sözleşmiştik ama olmadı… Geriye aşağıda birinci bölümünü yayınladığımız son sohbetimiz kaldı…

Vahram Gesar: Evet çocuklar açalım kanalları. Bende çok kitap bilgisi yoktur haberin olsun.

Gökçer: Bizim de ihtiyacımız olan o değil zaten.

Vahram Gesar: E, tamam. Vahram Abi sen plakçılıkta ilk neyi hatırlarsın diye başlıyoruz değil mi?

Gökçer:  Evet, ilk neyi hatırlıyorsunuz Vahram Bey?

Vahram Gesar: Çok enteresan, ilk neyi hatırlıyorum biliyor musun, sene 1960-1961, Amcam beni aldı Yeşilköy’deki fabrikaya(Sahibinin Sesi Plak Fabrikası) götürdü. O anda ilk Recording’imi -yahutta kaydımı diyelim, recording şimdi ayıp olur- yaptım. ‘Kili Watch’ diye bi şarkı vardı belki hatırlarsınız, öbür tarafında ise –Bob Azzam Orkestrası o zaman Türkiye’de, Kervansaray’da çalıyor- ‘C’est  ecrit dans le siel’. O ikisinin Recording’inde oradaydım ben.

Enteresan, fabrikada kayıt yapılırken tren geçiyor; haydi dur, uçak geçiyor aman dur filan falan şeyler vardı. Şimdi niye o anı kalmış aklımda. O zamanlar yüzüyorum ben, bizim yüzme hakemiyle tonmaister İbrahim Abi aynı adam. Orada onu görüyorsun İbrahim Abi, yüzdüğün zaman diyor ki ‘Sen Mimi’nin yeğeni misin?’. Bir bakıyorsun “hakem ulan adam eyvaaah” filan (gülüşmeler).

İlk hatırladığım kayıt orasıdır. Tabii bu shellac kaydı, hiçbir zaman vinyl değil anladın mı. Ondan sonra fabrikadan recordingin taşınıyor; Turan sokağa geliyor Tarlabaşı’na. Rahmetli Esat Abi tonmaister. Recording’in fabrikadan taşınıp Tarlabaşı’na alınmasının sebebi, uçak ve trenler yüzünden kaydı durdurmak zorunda kalmamız. Ne kadar sesi kapatıyor olsalar da bir yerden bir titreşim geliyor. Aradan tabii seneler geçtikten sonra Ertan Anapa’lar, Mavi Çocuklar, Berkant’lar, Vasfi Abi’nin (Uçaroğlu) kayıtları filan falan Tarlabaşı’nda yapılmıştır. Tarlabaşı’nda bir garajın üstüydü.

Duvarlar kaplı, içerde sistemin nasıl çalıştığını bilmiyorsun. O zaman dediler ki “Türkiye’de 2 kanal kayıt yapılıyor, Almanya’da 16 kanal”. Ben de Almanya’da 16 kanalı 1972’de Electrola’ya gittiğimde gördüm, muazzam bir şey tabii. Oradaki çalışma sistemi, bir plağın üretim süresiyle, bizim Türkiye’deki kıyaslanamaz. Onlar daha seri üretiyorlar. Yani benim plakçılığa dair ilk hatırladığım budur.

Gökçer: Bu anıda kaç yaşındaydınız?

Vahram Gesar: Oniki. Hatta Naim’in programında İbrahim Abi’den çok bahsettik acaba yaşıyor mu yaşamıyor mu diye.

Gökçer: Siz kaçlıydınız?

Vahram Gesar: ‘48.

Gökçer: 48’lisiniz ama öncesine dair en azından bilginiz vardır.

Vahram Gesar: Tabi, evde evraklar var. Mesela EMI’la yapılan bir anlaşma var. Benim hatırladığım, evde de olan varakalardan (yazılı kağıt, belge) hatırladığım kadarıyla 1928’de bir anlaşma yapılıyor İngiltere ile. O anlaşmanın metni şimdi gözümün önünde değil ama hatırladığım kadarıyla plak getirme anlaşmasıydı. Sonra distribüsyon anlaşması yapılıyor, distribüsyon anlaşması EMI’yla yapılmıyor ama, Gramophone Company Limited ile yapılıyor. Onun karşılığında Türkiye’de EMI’ın evlatları diyelim, Gramaphone Limited Şirketi’ni kuruyorlar, kim kuruyor; Sahibinin Sesi, Odeon, Pathe ve Columbia. Bir fabrikanın kendi plak markası vardı, o da Decca’ydı. Yani Decca fabrikaya aitti.

Gökçer: Decca yerli miydi?

Vahram Gesar: İngilizdi. Ama İngiliz olmasına rağmen, Zeki Müren bizden gittikten sonra “Telgrafın Tellerine Kuşlar Mı Konar”ı Decca’da yaptı. Zeki Müren’in ilk plağı bizde yapılmıştır. Ondan sonra bir takım problemler oldu, bizden ayrıldı ve Grafson’a gitti. Grafson da bizim bir akrabamıza aitti, bizden ayrılmış kendisi bir şirket kurmuştu. Onun da recording yeri  Sefa Hastanesi’nin karşısında Süreyya Pasajı’nın en üst katıydı. Oraya gitmiş de değilim ayrıca.

Gökçer: Orfeon var bir de…

Vahram Gesar: Onu hatırlamıyorum.

Gökçer: Orfeon şeyin öncesiymiş sanırım…

Vahram Gesar:  Bir dakika, Orfeon kopya plak olup Odeon olmasın? Dikkatli olun orada.

Gökçer: Orfeon Gloomberg ile başlıyorlar, sonra kapatıyorlar. Mehmet Sindi’yi bırakıyorlar, kendileri üretmeye başlıyorlar, ismini değiştirip Odeon yapıyorlar.

Vahram Gesar:  Ama Odeon yurtdışında var çocuklar. Orfeon?

Gökçer: Ben de çok net hatırlamıyorum, kısa bir süre kayıt yapıyor, belki Columbia oluyor belki başka bir şey. Katırcıoğlu Han 27 Numara adresleriymiş.

Vahram Gesar: Demek ki Katırcıoğlu Han’dan satış yapmışlar. Çünkü bizimkinin satış yeri 1956’ya kadar Sümerbank’ın olduğu yer; yani Sümer Han’daydı. 1956’daki 6-7 Eylül olaylarında oradan çıkmaya mecbur kaldık, aslında iki tane yerimiz vardı. Bunlardan bir tanesi Sümer Han. Radyo, pikap ve benzer aletler için de Elmadağ’daki Yapı Kredi Bankası’ydı. Çünkü Yapı Kredi Bankası’nın üstündeki bina dedemin kız kardeşinin kocasına aitti, kendisi de orada çalışıyordu. Çok güzel bir yerdi, salon tipi eski mobilyalı radyoların satıldığı zamanlar.

Gökçer: İstiklal Caddesi’nde meşhur Çizifino varmış.

Vahram Gesar: Osmanlı Bankası’nın yan tarafı… Biz 1942’de Varlık Vergisi nedeniyle o binayı biz kaybediyoruz ve Sümerbank alıyor. Sümerbank orada siz kiracı olarak kalın diyor. Böyle şeyler yaşamışız.

Gökçer: Varlık Vergisi hakkında…

Vahram Gesar: Varlık Vergisi olayının ben sonrasını yaşamış durumdayım tabi yaşım itibariyle. Varlık Vergisi’nde malum bütün gayrimüslimlere koyulmuş olan (ben kendimi Türk ahzederim ama gayrimüslimiz sonuç itibariyle) Saraçoğlu’nun getirmiş olduğu bir vergidir. Dedem Halk Partisi’nde olmasına rağmen 1.760.642 Liralık bir ceza gelmiştir. O zaman 2,5 Türk Lirası 1 Dolarken. Siz hesaplayın artık, söylemeye gerek yok. Bu arada dedem İsveç’ten çelik getiriyor. İki gemi yola çıkmış; dedem diyor ki “ben battım, bana hiçbir şey göndermeyin” adamlar gemileri gönderiyorlar, “ne zaman ödersen öde bize” diyorlar, yani dedeme o kadar güveniyorlar. Tabi dedemin başka bir işi de Skandinavisk makinelerini getirmek, deniz motorları bunlar, bir de Penta’yı getiriyor. Ailede bizim İsveç’le iş yapma durumu vardı.

Gökçer: Plakçılıktan önce başka sektörlerle de ilgileniyorsunuz galiba, buzdolabı…

Vahram Gesar: Kelvinatör buzdolabı, çamaşır makinesi, Elektrolux buzdolabı, ütü, Marconi radyo ve çelik geliyor.

Gökçer: Sahibinin Sesi kurulurken dedeniz Vahram Gessar yanına abisi…

Vahram Gesar: Abisi Aram Gesar. Derler ki aslında, (Aram amca hayatı seven bir adamdı, 1938 senesinde vefat etmiştir) bütün işi yöneten oydu. Ayrıca çok da lükse düşkün bir adamdı.  Pavyondan bir kadına aşık oluyor, aile tasvip etmiyor, Aram amca 1935 filan ilk Dünya Fuarı’na New York’a gidiyor, orada hasta oluyor. Ama çok keyifli bir adamdı, bizde şöyledir amcam oğlunun ismini Aram, babam oğlunun ismini Vahram koymuştur. İlk evlatlar öyledir, ondan sonrakiler önemli değil. Ben de mesela ilk oğlumun ismini Arsen koydum, babamın ismini. Bu böyle devam eder işte.

Gökçer: Siz Aram amcanızı tanımadınız ama?

Vahram Gesar: Yok, 1938’de ölüyor işte. Adam evde golf oynarmış. Evde bir makine buldum, tam sizlik, elektronikti yani ipe bağlı golf topları falan. Bir tane dolap vardı, dolabın içinde inip çıkardı, golf sopaları bilmem ne, Yeşilköy’deki bizim evde işte. Yaşamışlar işte adamlar…

1. Bölümün sonu….

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Comments

  1. [...] AnalogMecmua Sohbetleri: Vahram Gesar [...]

Scroll To Top