SON YAZILAR
AnalogMecmua Sohbetleri: Vahram Gesar – Bölüm 2

AnalogMecmua Sohbetleri: Vahram Gesar – Bölüm 2

Vahram Gesar ile yaptığımız sohbetin 2. bölümünü yayınlıyoruz. Türkiye’deki müzik tarihini, plak işini birinci ağızdan dinlemek bugün ki müzik piyasasının durumunun sebepleri hakkında da fikir veriyor. Sohbetimizin 1. bölümünü okumadıysanız buradan okuyabilirsiniz.

Gökçer: Vahram Bey, yavaş yavaş korsan konusuna geçelim, başından bir konuşalım. Siz çok hakimsiniz bu konuya çünkü başından beri yaşıyorsunuz.

Vahram Gesar: Ee tabi.

Gökçer: Çok özür dileyerek, ona geçmeden önce, daha önce bahsetmiştik…

Vahram Gesar: İsim vermeyelim.

Vahram Gesar: Yine o zamanlar Odeon var. Onunla da enteresan maceralarımız var. CBS Türkiye’ye geliyor, onlarla da kovalamaca oynuyoruz. CBS; Columbia Broadcasting System. 1965 gibi büyük plakların gelmeye başlaması Atlantic’lerin falan Türkiye’ye kaçak girmesi tabi CBS’i Türkiye’ye yönlendiriyor. Atlantic’i birileri yapıyor ama tabi kopya yapıyor. İsmini söylerim sonra size. Ve CBS Hilton’da plakçılarla falan konuşuyor ve biz de şu anda Amerika’da yaşayan bir arkadaşla çıktık oraya gittik. Gittik baktık Nino (Varon) da orada. Nino beni görüyor, ben onu görüyorum. Malum biz CBS’cinin arkasındayız, o tuvalete biz tuvalete, o nereye biz oraya. Bir bizle konuşuyor, bir başkalarıyla. Sonuç itibariyle adam “bana 10.000 dolar verin, kim istiyorsa onunla anlaşacağım” diyor. E tabi o senelerde 10 bin dolar imkansız bir şey. Nitekim CBS Türkiye’ye gelmiyor, yani kanuni olarak gelmiyor fakat kanunsuz olarak devamlı geldi. Kopya veya korsan ne derseniz, o şekilde basıldı.

odeon-plak-firma-kabi-45lik-R13t2__54929013_0

Gökçer: Bizim CBS etiketiyle gördüğümüz plaklar o zaman?

Vahram Gesar:: İşin komiği buradaki plaklara baktığın zaman, biz bunlar çalınsın diye radyoya götürüyoruz, radyo diyor ki plağın üstünde ne yazıyor “her hakkı mahfuzdur, radyoda çalınamaz, kopya edilemez”. Var mı böyle bir şey ya…

Vahram Gesar: Ben dediğim gibi, 3340 ile 3325’i, bilakis yaşadığım için biliyorum, onun da sebebi, kopya plakçıların Doğubank İş Hanı’nın alt katındaki bir yerden toplamaya gidişim ve kulağımın arkasında bir tabanca hissedişim. Adamın biri geldi bana “sen bu işlerle uğraşma daha gençsin” dedi. O zaman anlıyorsun ki, böyle senin emeğine, sanat ruhuna bir saldırı var. Amaç kolayca para kazanmak. Tabi evlere 150.000 liralık bir pres alıyorlar, kalıbı da veriyor. Tabi kalıbı vermeden önce Yeşilköy’deki bütün kalıplar tahrip ediliyor ki oradaki kalıplarla basılmasın, fabrika tatildeyken. Ondan sonra haliyle satılmaya başlandı. Tabi telif hakkı diye bir şey olmadığı için. Halen var mı yok mu onu bilmiyorum tabi.  Telif hakkı diye bir şey olmadığı için kanunen hiçbir şey yapamadık. Bizim zararımız büyüktü, bize 1.000 Lira verdiler. (Gülüşmeler…)

Gökçer:Sahibinin Sesi’nin tarihini araştırdık. Çok erken dönemde, daha fonograflardan gramofona geçilirken dedeniz gelip büyük bir yatırım yapıyor.

Vahram Gesar: Dede yapmıyor, amcamızla birlikte yapıyorlar ama Gramophone Limited Company yapıyor. Dedem de distribütör ve onların kurucu payları var. Fabrika bu yapıdan ayrı, fabrikanın başında daima bir İsviçreli ya da İngiliz vardı. Bir tanesinin ismini hatırlıyorum. İsviçreli, Mr. Weigmaister  anlamı da işletme müdürü ama adamın soyadı gerçekten böyle. Ondan sonra, en son Fransız Müdür vardı. Belki fotoğrafını, amcamla birlikte fotoğrafları olmalı, bulabilirsem size gönderirim.

Gökçer: Yani vesile olmuş diyelim, dedeniz, amcanız.

Marconi ve Sahibinin Sesi radyoları

Vahram Gesar: Bence İngilizlerle olan ortaklık Marconi radyolarını Türkiye’ye getirmeyle başlamış. Bildiğim kadarıyla Marconi bir İngiliz markasıdır. Marconi’nin asıl işi telsiz ve sualtı kablolarıdır. Radyo getiriyorlar Türkiye’ye. Ondan sonra 1928 ya da 1933’de de bahsettiğim o anlaşma imzalanıyor, evde bir yerlerde duruyor, belki bulabilirim. Ondan sonra bunlar ithal edilmeye başlanıyor. Gramophone Limited’in Yeşilköy’de kuruluşunun buradaki üretiminin hangi sene olduğunu bilemem. Belki sen araştırmalarında bulmuşsundur.

Vahram Gesar: Benim ilk anım size bahsettiğim 60 senesinde Bob Azzam Türkiye’de Kervansaray’da sahneye çıkıyor, Gordon Bleu’de lokaller vardı ve Osman Şeker diye biri işletirdi buraları. O fabrikaya kayda geliyor. ‘C’est  ecrit dans le siel’ daha sonra Türkçe sözleri Fecri  Abi (Ebcioğlu) tarafından yapılıyor.

Gökçer: Peki plak üretiminde, kayıtlarda fiilen çalışmaya başlama tarihiniz neydi?

Vahram Gesar:Benim fiilen başlama tarihim olmadı çünkü sırf öğrenmekle kaldım. 70 senesinde Avusturya’da okurken amcama “ben bu işi öğrenmek istiyorum” dedim, “öyleyse bu sömestr gelme sen, Almanya’ya git” dedi. Almanya’da Köln’de Elektro VA var. Yamahi kardeşidir, Türkiye’de hiçbir zaman satılmadı. Tuttum Köln’e gittim, bir yer tuttum orada, bir ay bir buçuk aylığına. Hatta devamlı gece sabahın 3’ünde kalkıyordum, 5’te fabrikaya gidiyordum. Orada önce kalıphaneden, galvano sistemi diye geçer, recording yapılır, sonrasında bir havuza getirilir, dişiden erkek, erkekten bir tane daha dişi çıkartılır, en sonunda devamlı basacağın bir erkek daha çıkarırsın ve ondan da kalıbı çıkarırsın. Onu da makineye takarsın altlı üstlü, bir tanesi A tarafıdır, bir tanesi B tarafıdır. Bizim Türkiye’de o zamanlar bunu bakırla yapıyorlardı, Almanya’da nikelle yapıyorlardı. Bakırın reaksiyon zamanı ile nikelin reaksiyon zamanı değişikmiş. Biz 12 veya 18 saatte bir kalıbın çıktığını biliyoruz Yeşilköy’de , Almanya’da 6 saatte çıkarıyorlardı. Tabi Alman bunlar. Banyolar değişik, nikel kullandın mı başka kullanıyorsun filan falan. Ve ben bunu amcama anlattım. Tabi o zaman kopya plakçılık bir furya; “oğlum, uğraşamazsın” dedi. 72’de kışın geldiğimde (Türkiye’ye döndüğünde) amcam “uğraşma bu işlerle” dedi. Tabi tabancalar masanın üzerinde, tehditler devamlı. Nitekim biz 73’te kapatmaya mecbur olduk ve şirketi Coşkun Plak’a devrettik. Coşun Plak sonra Sahibinin Sesi çıkardı mı çıkarmadı mı onu bilemiyorum ama bildiğim kadarıyla birkaç tane çıkardı. Tabi Coşkun Plak Sahibinin Sesi’ni çıkardığında firmaya bağlı mıydı değil miydi onu da bilmiyorum, onlar İngiltere ile yapılan anlaşmaya bağlıdır. Coşkun Plak bizim toptancımızdı. Bizim belli bölgelerde toptancılarımız vardı, Sirkeci’de köşede bugün baklava satıyorlar, tramvayın döndüğü yerde. Orası İstanbul Plak’tı.

kaynak dipsahaf

kaynak dipsahaf

Bir tane Kadıköy’de vardı, Melodi Plak. İMÇ falan yok o sıralar, İMÇ yavaş oluyor. Coşkun Plak vardı bunların hepsi, bütün satışlar falan Sirkeci’de. Karaköy’de vardı, o zamanlar Anadolu’ya sen gönderirdin, Ankara’da bir bayimiz vardı, bize büyük bir kazık atmıştır ama kim olduğunu hatırlamıyorum. Onu da unuttum, zaman içinde bulurum onu. Ben paketlemede de çalıştım tabi. Küçük kutularımız vardı, 45’lik büyüklüğünde, 25 tane plak konulurdu onların içine. Bu 25’lik kutuları sandıklara koyardık, sandıkçımız vardı. Bu sandıkçı, Karaköy’de Türk Telekom’un olduğu bina var (Sahibinin Sesinin dağıtım yeri de oradaydı); orada işte Rus Kilisesi falan var, oradan düz gidince karşıda küçük bir geçit vardır, o geçitten karşı tarafa baktığında, han gibi bir yer, onun karşısında meşhur börekçi vardır. Oradaydı bu sandıkçı, bizim bütün sandıklar orada yapılır ve Anadolu’ya hep sandıkla gönderilirdi ve ambarlara verilirdi. Ambar diye bir şey vardı, depo değil ama bu, taşıma şeyi. İşte “Şen İzmir” “Bilmem ne Adana” “Çabuk Gidelim Urfa” falan gibi. Hatta geçenlerde elime bir evrak geçti, Malatyalı bir dostum var, onun bize göndermiş olduğu sipariş mektubu. Onu vereceğim size, bir bulmam lazım. Çocuklar bir sigara içelim. Nasıl gidiyor, memnun musunuz?

Çocuklar: Çok güzel gidiyor…

Sohbetimizin 3. bölümünü de yakında sizlerle paylaşacağız…

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Scroll To Top